BUGÜN GAZETESİ YAZARLARINDAN GÜLAY GÖKTÜRK’ÜN SANSÜRÜ SAVUNANLAR İÇİN KALEME ALDIĞI YAZI…
Yasakçı demokratlar
Olmadı, hem de hiç olmadı Sayın "yasakçı demokratlar." Sansürü savunmayacaktınız. Kurtlar Vadisi için bile olsa... Yapılan yanlışlık hiçbir kılıfa sığmıyor.
Çifte standart öne sürülen bütün o gerekçelerin ardından sırıtıp duruyor. Günlerdir, sansürü haklı çıkarmak için mantığın sınırlarını zorlayarak bulup çıkarılan gerekçeleri izliyorum. Hepsi birbirinden zavallı.
"Beğenelim ya da beğenmeyelim" diye bir giriş yapıp RTÜK'ün yayın ilkelerine atıf yapanlar var. Olmaz. Beğenmiyorsan, eğer zamanında beğenmediğini söylemişsen, hatta şiddetle karşı çıkmışsan bu kanuna, şimdi işin düştü diye RTÜK'e sahip çıkamazsın.
Eğer dizinin yayınlandığı kanal seyirci tepkisinin büyüklüğünden çekinip diziyi kendiliğinden kaldırsaydı, kimsenin söyleyecek tek lafı kalmazdı. Ama öyle olmadığını bal gibi biliyoruz. RTÜK üyelerinin kanal yönetimiyle yaptıkları "ikna" görüşmesinin nasıl bir ikna olduğunu; bu tür "ikna"larda hangi silahların kullanıldığını çok iyi biliyoruz bu ülkede yaşadığımıza göre... Birbirimizi kandıramayacak kadar iyi biliyoruz işlerin nasıl yürüdüğünü. Ne dedik şimdiye kadar? Televizyon yayını için farklı bir uygulamaya gerek olmadığını; yayın yapıldıktan sonra yasalara göre suç sayılan bir durum tespit ediliyorsa dava açılacağını söylemedik mi? Üstelik bunu söylerken bile dikkatli olmalı; "fikir suçu olmaz" diye karşı çıktığımız yasa maddelerini savunur duruma düşmemeliydik.
Bazı yazarlar da sansürü haklı gösterebilmek için dizinin "fiction" olmanın ötesine geçtiğini, fazlasıyla "gerçekçi" olduğunu öne sürüyorlar. Eğer dizi gerçeklerle böyle bire bir örtüşmeseymiş; kişilerin ve olayların hayal mahsulü olduğunun sık sık altı çizilseymiş, o zaman kimsenin bir diyeceği olmazmış, öyle diyorlar. Hele bir de, Türkiye'de televizyon seyircisinin "korunaksız" olduğunu, hayalle gerçeği birbirine karıştırdığını, hayali olayları gerçek sandığını hesaba katarsak, sansür, istenmeyen bir şey olsa bile maalesef kaçınılmazmış. Korunaksızlığın sadece bu dizi için mi söz konusu olduğunu sanıyorsunuz? Şimdiye kadar ifade özgürlüğüne getirilen bütün yasakların temelinde bu "korunaksızlık" tezi yatmıyor mu? Bu toplumun kolay aldatılan, istismar edilebilen bir "çocuk toplum" olduğu iddiasını ilk defa mı duyuyorsunuz? Elif Şafak'ın Baba ve Piç romanı hakkında dava açıldığında tartıştıklarımızı hatırlayın. Orada da bazı roman kahramanlarını gerçek sananlar olmamış mıydı? Ve hatta bu yüzden infiale kapılmamışlar mıydı? Bizler de roman kahramanlarının söyledikleri yüzünden yazarın yargılanmasının absürdlüğünü yazamamış mıydık günler boyu? Bu sansür olayı dolayısıyla Türkiye'de ilk defa bazı demokratların "Türkiye, İngiltere ya da Amerika değildir" cümlesi kurduklarına da şahit olduk ya, helal olsun!
Bugün bu cümleyi kuranların, bundan böyle bu özgürlükler bize bol geliyor deyip darbe anayasaları hazırlayanlara; "Türkiye'nin kendine özgü şartları" deyip siyaset üzerindeki askeri vesayeti savunanlara söyleyecek tek bir lafı kalıyor mu?
Bu dizi televizyon tarihinin en fazla izleyici çeken dizisi olmuşsa, bu aynı zamanda bizim durumumuzun resmidir. Bu resmi bu diziyi kaldırarak değiştiremezsiniz. Bir diziyle, bu dizideki karakterlerle, bu dizinin fikirleriyle mücadele etmekten başka çaremiz yok. Üstelik sorun yalnızca bu dizi de değil. İlkelerimizi bir kerelik rafa kaldırıp Kurtlar Vadisi'nin sansürlenmesine göz yumduk diyelim. TV yazarı Yüksel Aytuğ'un dediği gibi; "Bugün derin devlet ilişkilerini ayan beyan ortaya koyan, her bölümünde 510 kişinin kurşunlanıp öldürüldüğü "Sağır Oda" ve yine devlet içinde devletin varlığını kovuşturan Kod Adı: Kaos, Türkiye'de bir tarikat adına misyonerlik faaliyetleri yürüten ve Müslümanları teker teker Hıristiyanlaştırmaya çalışan bir çetenin faaliyetlerini sorgulayan Yağmurdan Sonra, Kurtlar Vadisi'nin rengi yeşile çalan türevi Şubat Soğuğu gibi diziler ne olacak?"
GÜLAY GÖKTÜRK - Bugün Gazetesi